Hamit ARSLAN
(Emekli Teknik Öğretmen)
BİR OKUL YIKILIRSA, SADECE DUVARLAR MI YIKILIR?
(Afyon Yunus Çiçek Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Üzerine Bir Vicdan Muhasebesi)
Mesleki eğitim hayatıma 1973 yılında Sanat Enstitü öğrencisi olarak başladım ve 1976 yılında EML öğrencisi olarak mezun oldum. Ankara YTÖO’dan 1981 yılında mezun olup değişik mesleki eğitim kurumlarında 42 yıl görev yaptım. Şimdi bu kısa özgeçmişimi neden yazdığımı pek çok kişi merak ediyordur. Son günlerde basın ve sosyal medyada okuduğum bir haber bir eğitim emeklisi ve gönüllüsü olarak derinden etkiledi. Bu nedenle duygularımı mesleki eğitim konusunda duyarlı olan sizlerle paylaşmak gereğini duydum ve bu konuda da kendimi zorunlu hissettim.
Bahse mevzu olan eğitim kurumu depreme dayanıksız olduğu için yıkılacak olması okulun tahliyesi gündeme gelen Afyon Yunus Çiçek MTAL. Bu okul 1943 yılında Afyonkarahisar’ın ilk Sanat Enstitüsü olarak Almanlar tarafından yapılmıştır. Fotoğraflara bakıldığında okulun mimarisi Cumhuriyet dönemi sanat enstitüsü geleneğinin önemli örneklerinden biri olduğu anlaşılıyor.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, konuşmalarında mesleki eğitimin önemini sürekli olarak aşağıdaki anlamlı ifadelerinde vurgulamıştır;
"Fabrikayı yapmak yeterli değildir; o fabrikayı işletecek teknik insanı da yetiştirmek gerekir."
"Ekonomik hayatımızı geliştirmek için, her şeyden önce daha çok meslek erbabı yetiştirmeye mecburuz."
"Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Bu sözler, yalnızca bir eğitim politikasını değil; Türkiye'nin kalkınma modelini de özetlemektedir. Çünkü bir ülkenin gerçek gücü yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklardan değil, yetiştirdiği insanlardan gelir. İşte bu yüzden Cumhuriyet'in ilk yıllarında fabrikalar kurulurken onların yanına sanat okulları, teknik okullar ve meslek liseleri de kurulmuştur.
Çünkü makineyi satın alabilirsiniz.
Fabrikayı da inşa edebilirsiniz.
Ama o makineyi çalıştıracak insanı yetiştirmeden kalkınamazsınız.
Bugün Afyonkarahisar'ın köklü eğitim kurumlarından Yunus Çiçek MTAL hakkında alınması planlanan yıkım kararı, bana yalnızca bir binanın geleceğini sonlandırmayacak, mesleki eğitimin geçmişi ile geleceği arasındaki bağı diğer bir ifadeyle hafızayı yok edecektir.

Bir Okuldan Çok Daha Fazlası
Meslek okulları aslında bir okuldan çok daha fazlasıdır;
Meslek liseleri hiçbir zaman yalnızca dersliklerden oluşmaz. Bu okullar zaman becerinin, disiplinin, üretimin ve ülke sevgisinin laboratuvarı olmuştur. Sanayinin, endüstrinin ve ülke ekonomisinin mutfağıdır bu okullar. Bu mütevazi kurumlar yıllarca Cumhuriyet'in kalkınma hamlesinin görünmeyen kahramanlarını yetiştirdi. Yani kısacası bunlar bir okuldan çok daha fazlasıdır.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında çalışan binlerce usta, tekniker, mühendis, işletmeci ve sanayicinin hayat hikâyesi, bir meslek lisesinin atölyesinde başladı.
- Bir torna tezgâhının başında…
- Bir kaynak makinesinin kıvılcımları arasında…
- Bir teknik resim masasında…
- İlk ölçü aletini eline aldığı gün…
- İlk defa bir kumpasın verniyer bölüntülerini öğrendiği derste…
- Ahşap atölyesindeki çam kokusunda…
İşte o yolculukların önemli duraklarından biri de Yunus Çiçek MTAL’ dir. Bu okul yalnızca öğrenci mezun etmedi. Afyonkarahisar'ın sanayisine insan, Türkiye'nin üretimine katkı sağlayan nesiller yetiştirdi.

Fotoğrafların Anlattıkları
Okulun koridorlarında asılı yüzlerce mezun fotoğrafına bakınca insan yalnızca isimler görmüyor;
Bir tarih görüyor, bir gelenek görüyor, bir vefa kültürü görüyor.
Atölyeye girdiğinizde yüksek tavanların altında dönen torna ve freze tezgâhlarının sesini duyuyor, öğrencilik günlerinizi hatırlıyorsunuz. Eğeleme sonucu su toplayan avuçlarınız aklınıza geliyor, burnunuzun direği sızlıyor ve gözleriniz buğulanıyor.
Belki o tezgâhların bir kısmı yenilenmiş, yenileri ile değiştirilmiştir. "T" cetvelle çizim yaptığınız sınıfların yerini bilgisayar laboratuvarları ve bilgisayarlı çizim programları almıştır.
Belki makineler değişmiştir. Ama o atölyelerde oluşan eğitim kültürü kolay kolay değişmez. Çünkü okul dediğimiz şey, betonarme bir yapıdan ibaret değildir. Onu okul yapan; öğretmenleri, öğrencileri, mezunları ve yıllar içinde oluşan ortak hafızadır.
Mezunlara ve Afyonkarahisar Halkına
Bu okulda okuyan herkesin ortak bir hatırası vardır.
- Bir öğretmeni…
- Bir atölyesi…
- Bir sıra arkadaşı…
- Bir ilk başarısı…
- Okuldan hatıra olarak aldığı kendi yapmış olduğu bir çekiç ya da fındık kıracağı…
Bugün bu okulun geleceği konuşulurken, geçmişini de hatırlamak ve sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü şehirler sadece yollarıyla, binalarıyla değil; hatıralarıyla da yaşar.
Elbette Önce İnsan Hayatı
Bütün bunları söylerken kimse beni yanlış anlamamalıdır. Ben değil hiç kimse, depreme karşı risk taşıyan bir binada eğitim verilmesini savunamaz. Can güvenliği her şeyin üzerindedir. Bunun aksini savunmak akla ziyandır. Ancak tam da bu nedenle şu sorunun bilimsel ve şeffaf biçimde cevaplanması gerekir:
Bu okul gerçekten güçlendirilemeyecek durumda mıdır?
Bugün dünyanın birçok ülkesinde tarihi okullar, hastaneler, köprüler ve kamu yapıları ileri mühendislik yöntemleriyle güçlendirilerek kullanılmaya devam ediyor. Dünyanın pek çok ülkesinde yüz yıllık okullar, tarihi fabrikalar ve kamu binaları modern mühendislik teknikleriyle güçlendirilerek yaşatılıyor. Biz neden önce yıkmayı düşünüyoruz?
Hatta ülkemizde de bunun başarılı örnekleri vardır. Öyleyse neden aklımıza hemen yakım geliyor ve ilk konuştuğumuz çözüm yıkım oluyor? Neden önce "nasıl koruyabiliriz?" sorusunu sormuyoruz?
Geçmişi Koruyarak Geleceği İnşa Etmek
Bir ülke sadece yeni binalar yaparak gelişmez. Almanya, Japonya ve Güney Kore’de olduğu gibi geçmişine sahip çıkarak da gelişir. Paris'i Paris yapan yalnızca devasa ve şaşalı yeni yapıları değildir. Roma'yı Roma yapan yalnızca modern yollar değildir. Ankara'yı anlamlı kılan yalnızca yeni kamu binaları değildir. Onları değerli yapan, geçmiş ile gelecek arasında kurdukları köprüdür.
Aynı anlayış meslek liseleri için de geçerlidir. Eğer teknik raporlar güçlendirmenin mümkün olmadığını ortaya koyuyorsa, elbette güvenli yeni bir eğitim binası yapılmalıdır. Ancak bu durumda bile eski okulun ruhunu yaşatacak çözümler üretilebilir. Tabiki ben bir sanat tarihçisi, arkeolog değilim. Bu konuda ülkemizde çok kıymetli değerlerimiz vardır. Onlardan görüşler alınabilir. Bunları söylerken alınıp alınmadığı hususunda herhangi bir bilgim yok. Eğer varsa bunlar kamu ile paylaşılmalıdır. Benim naçizane önerilerim;
- Tarihi giriş cephesi korunabilir.
- Okulun tarihini yaşatacak mimari öğeler, anı mekânları ve eğitim mirası yeni projeye taşınmalıdır.
- Eski atölyelerden seçilecek makineler sergilenebilir.
- Bir "Mesleki Eğitim Müzesi" ne dönüştürülebilir.
Çünkü geçmişini unutan toplum ve kurumlar, kimliklerini de zamanla kaybederler.
Atatürk'ün Bize Bıraktığı Sorumluluk
Atatürk, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." derken, bilimsel düşünceyi devlet yönetiminin temeline koymuştur.
Bugün bu anlayış bize önemli bir sorumluluk yüklüyor. Kararlar; varsayım ve söylentilerle değil, bilimsel raporlarla verilmelidir. Ama bilim kadar kültüründe önemli olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Çünkü medeniyet, sadece güvenli yapılar inşa etmek değil; o yapıların taşıdığı ruhu ve anlamı da koruyabilmektir. Mesleki ve teknik eğitim, Cumhuriyet'in sanayileşme idealinin temel taşlarından biridir. Bu nedenle köklü meslek liseleri yalnızca eğitim kurumları değil, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin yaşayan tanıklarıdır.
Son Söz
Bugün mesele yalnızca Afyon Yunus Çiçek MTAL değildir. Mesele; geçmişi nasıl sahiplenip ve değerlendirdiğimizdir.
Mesele; çocuklarımıza yalnızca yeni binalar mı bırakacağımız, yoksa köklü bir eğitim kültürünü de aktarabilecek miyiz sorusudur.
Ben yeni okul yapılmasına karşı değilim. Ben güvenli eğitim ortamlarına da sonuna kadar destek veriyorum. Ama inanıyorum ki gerçek kalkınma, eskiyi yok ederek değil; değerli olanı koruyup geliştirerek gerçekleşir.
Bu nedenle çağrım; yıkım kararının bilimsel raporlar ışığında, şeffaf biçimde değerlendirilmesi ve güçlendirme olasılığının bağımsız uzmanlar tarafından ayrıntılı şekilde incelenmesidir. Eğer yıkım kaçınılmazsa bile, bu okulun tarihini, anılarını ve kurumsal kimliğini yaşatacak bir yaklaşım benimsenmelidir.
Çünkü bir bina yeniden yapılabilir. Ama bir okulun ruhu, yalnızca duvarlardan ibaret değildir.
O ruh; öğretmenlerin emeğinde, öğrencilerin umutlarında, mezunların başarılarında ve şehrin ortak hafızasında yaşamaya devam eder. Ve işte bu yüzden, Afyon Yunus Çiçek MTAL'nin geleceği konuşulurken, sadece betonarme hesapları değil; Cumhuriyet'in eğitim mirasıda hesaba katılmalıdır.